Alkışlar Arkasında Derinleşen Yalnızlık: 24. Kiraz Festivali ve Düşündürdükleri
24. Kiraz Festivali bitti. Geriye alkışlanan konuşmalar, rengârenk stantlar ve sahnede ter döken folklor ekiplerinin görüntüleri kaldı. Yassıköy Belediye Başkanı Caner İmam, üreticiyi öven sözler sıraladı; tarımsal altyapıya dair umut verici mesajlar verdi. Yüzeyden bakınca her şey yolundaydı.
Ama biraz derine inince, manzara hızla değişiyor.
Önce protokole bakalım. Türkiye'nin Gümülcine Başkonsolosu Aykut Ünal orada. Rodop Milletvekili Özgür Ferhat orada. DEBP temsilcileri, azınlık kurumlarının başkanları orada. Peki ya Yunan resmi makamları? Doğu Makedonya ve Trakya Eyalet Başkanı başta olmak üzere, üst düzey tek bir devlet temsilcisi yok. Bölgenin en stratejik tarım ürünü için düzenlenen, yüzlerce ailenin geçim kapısına dokunan bir etkinlikten devletin kurumsal olarak tamamen çekilmesi, basit bir "davet unutuldu" hikâyesi değil. Bu, bilinçli bir kopuşun dışavurumu.
Hafızanın Geri Sarılması
Hafızamızı biraz geriye saralım. Festivalin doğduğu yıllarda, Erdoğan Sait döneminde tablo tam tersiydi. Yunan resmi makamları en üst düzeyde katılım gösteriyor, devlet mekanizmasıyla güçlü diyalog kanalları işletiliyordu. O yıllarda Kiraz Festivali, azınlığın kendi içine dönük bir buluşması değil, bölge kirazını ulusal ölçeğe taşıyan, devlet destekli bir vizyon projesiydi. Sonraki yıllarda da bu entegrasyon, dalgalanmalara rağmen bir şekilde korundu.
Peki Şimdi Ne Oldu?
Cevap açık: Festival, bir kültür ve ekonomi platformu olmaktan çıkarıldı; dar çerçeveli bir siyasi sahneye dönüştürüldü. Yunanistan devletinin resmen tanımadığı seçilmiş müftülerin ve tartışmalı siyasi figürlerin protokole ısrarla dahil edilmesi, Atina ve yerel makamlar nezdinde bu etkinliğin fiilen "tanınmaz" ilan edilmesine yol açtı. Ortaya çıkan izolasyon bir tesadüf değil; yanlış tercihler zincirinin kaçınılmaz sonucu.
Ve burada asıl sorumluluk, süreci yönetmesi gereken bugünkü yerel yöneticilerin omuzlarındadır. Protokole her resmi makamı layıkıyla davet etmeyen, diyalog zeminini bizzat tahrip eden ve festivali kapalı devre bir siyasi şova indirgeyen zihniyet, bu yalnızlığı kendi elleriyle inşa etti.
Üstelik bu tablo yalnızca Kiraz Festivali'ne özgü de değil. Seçek ve Alantepe etkinliklerinde de aynı filmi izliyoruz. Kültürel mirası yaşatmak, bölge ekonomisine can vermek amacıyla düzenlenen asırlık buluşmalar, benzer protokol krizleri ve siyasi restleşmeler yüzünden devlet nezdinde gayriresmîleştiriliyor. Her seferinde kazanan, dar hesaplar peşindeki siyasi aktörler; kaybeden ise bölge halkı, esnaf ve üretici oluyor.
Asıl Soru
Şimdi asıl soruyu soralım: Bu izolasyon kimin işine yarıyor? Devletin resmi kurumlarının, eyalet yönetiminin ve geniş pazarların tamamen dışlandığı bir festivalde, üreticinin kirazını hak ettiği fiyata satması ya da yeni alıcılara ulaşması ne kadar gerçekçi?
Bu inatlaşma, bu kapalı devre siyaset, azınlık insanının nesnel çıkarına mı hizmet ediyor? Yoksa sadece, koltuğunu koruma derdindeki, geniş kitlelerle diyalog kurmaktan aciz, kendi korkularına esir düşmüş belediye başkanlarının günü kurtarma telaşına mı?
Kiraz, bu toprağın ortak zenginliğidir. Onu üreten çiftçinin emeğini siyasetin gölgesinde heba etmek, azınlık insanına yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Yerel yöneticilerin artık bu kısır döngüden çıkması, festivalleri asıl amacına —yani ekonomik kalkınma ve kültürel tanıtım zeminine— yeniden oturtması şart. Aksi takdirde bu organizasyonlar, büyük emeklerle bugüne taşınmış olsalar da, sadece protokol koltuklarının tartışıldığı anlamsız tabela etkinliklerine dönüşmekten kurtulamayacak.
Ancak bu yılki festivalin asıl çarpıcı detayı, madalyonun daha da arkasında gizli.
Bölge üreticisi ekonomik darboğazda nefes almaya çalışırken, festivalin içeriği tamamen boşaltılmış durumda.
Küresel iklim krizi, modern tarım teknikleri, sürdürülebilir üretim modelleri, yeni pazar stratejileri... Bu hayati başlıkların hiçbiri festival kapsamında konuşulmadı.
Tek bir bilimsel panel, tek bir seminer, tek bir çalıştay yok. Üreticiye yol gösterecek hiçbir tarım politikası üretilmedi.
Mali tablo ise daha da vahim. Festivalin gelir ve giderlerinde hiçbir resmi prosedür işletilmiyor, şeffaf bir denetim mekanizması bulunmuyor. Tüm mali akış, stant açan satıcılardan tahsil edilen nakitler üzerinden, kapalı kapılar ardında dönüyor.
Bu kontrolsüz yapının merkezinde ise Bulatköy Derneği var. Dernek, genel kurul ya da kongre yapılmaksızın tamamen Belediye Başkanı Caner İmam'ın tekeline alınmış durumda. Resmi bir üyeliği dahi bulunmayan Belediye Başkan Yardımcısı Sibel Ali, usulsüz bir atamayla derneğin başına getirilmiş.
Amaç belli: Festivalin finansmanını, hiçbir kurumsal denetime takılmadan yönetebilecek gayriresmî bir mekanizma kurmak.
Yetmezmiş gibi, üreticinin hakkını savunması ve kiraz fiyatlarını regüle etmesi gereken Kiraz Kooperatifi de aynı siyasi operasyondan nasibini almış.
Caner İmam, kooperatifin başına da kendi güdümündeki bir ismi yerleştirerek, üreticinin bağımsız örgütlenme gücünü tamamen felç etti.
Kooperatif artık üreticinin değil, belediye başkanının çıkarlarına hizmet eden bir aygıt görünümünde.
Sonuç
24. Kiraz Festivali, ne yazık ki bir kalkınma hikâyesi olarak değil; siyasi izolasyonun, bilimsel sığlığın ve kurumsal talanın ibretlik bir örneği olarak kayıtlara geçti.
Alkışların ardındaki o derin yalnızlık, aslında yanlış tercihlerin sessiz çığlığından başka bir şey değil.
Yerel yönetimin, içine sürüklendiği bu dar vizyondan acilen sıyrılması ve festivali yeniden asli kimliğine —ekonomik kalkınma, kültürel tanıtım ve toplumsal diyalog platformu olma iddiasına— kavuşturması gerekiyor.
Bu, yalnızca bir tercih değil; bölge halkına, üreticiye ve bu toprağın ortak geleceğine karşı ertelenemez bir sorumluluktur.