Yunanistan'da Azınlığın dini liderliği meselesi, Yunanistan'ın 4964/2022 sayılı yasa çerçevesinde başlattığı yeni uygulamayla bir kez daha Türk-Yunan ilişkilerinin odağına yerleşti.

Dimetoka'da Emin Şerif'in 9 Ocak 2026'da Atina'da Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı'nda yemin ederek göreve başlamasının ardından gözler, 3 Nisan'da duyurusu yapılan İskeçe ve Gümülcine süreçlerine çevrildi.

Atina, 33 kişilik seçici danışma kurulunun tamamının Azınlık mensuplarından oluşmasını ve adaylık hakkının genişletilmesini "demokratik katılım" olarak sunarken; Ankara nihai atama yetkisinin Bakanlıkta kalması nedeniyle süreci "seçim görüntüsü altında dayatma" olarak nitelendiriyor.

Peki, tarafların birbirine zıt tezlerini besleyen tarihsel ve hukuksal belgeler ne söylüyor? İşte, 1913 Atina Antlaşması'ndan 1923 Lozan'a, Yunan Danıştayı'nın emsal kararlarından Lex Posterior ilkesine uzanan, Azınlığın kendi ruhani liderini seçme hakkının hukuki serencamı.

1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Antlaşması:

Yunanistan'da Müftü Seçimine İlişkin Farklı Düzenlemeler

Azınlık haklarını düzenleyen iki önemli uluslararası belge olan 1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Antlaşması, Müftülük kurumunun yönetimi ve Batı Trakya'daki müftü seçimi konusunda önemli farklılıklar içermektedir.

1913 Atina Antlaşması, bölgedeki Müslümanlar başta olmak üzere azınlık hükümlerine açıkça atıfta bulunmaktadır. Antlaşma maddesine göre, müftülerin seçimi Müslüman azınlığın temel bir hakkı olarak kabul edilmekte, bu da azınlığın dini özerkliğini ve kültürel mirasını güçlendirmektedir. Söz konusu antlaşmada, müftü seçim süreci açıkça kaydedilmiş ve kurumsallaştırılmış olup, müftünün yerel Müslüman cemaati tarafından seçilmesine izin verilmiştir.

Buna karşılık, 1923 Lozan Antlaşması, Yunanistan'daki azınlık haklarının korunması gerekliliğini kaydetmesine rağmen, müftü seçimine ilişkin özel bir madde içermemektedir. Lozan Antlaşması, azınlıkların yönetimi konusunda daha az ayrıntılıdır ve müftülük gibi kurumlara ilişkin detaylara girmeden, dini ve kültürel hakların korunmasına dair genel ilkelere odaklanmaktadır. Lozan Antlaşması'nda bu özel maddenin eksikliği, konuyu iç yasama gelişmelerine ve sonradan oluşan içtihatlara açık bırakmıştır.

Danıştay Kararı

Batı Trakya'da müftü seçimine ilişkin Danıştay'dan (StE) çıkan emsal karar belirleyici olmuştur. Danıştay, 217/2018 sayılı kararında ve Devlet Hukuk Müşavirliği'nin görüşünde (119/2017), Lozan Antlaşması'nın daha sonraki bir uluslararası antlaşma olarak, 1913 Atina Antlaşması'nda öngörülen müftü seçimini iptal ettiğini belirtmiştir. Danıştay'a göre, Atina Antlaşması'nda belirtilen müftü seçim süreci Yunan anayasası ve insan haklarıyla uyumlu değildir ve bu nedenle bu süreç iptal edilmiştir. Esasen Yunan hükümeti müdahale etmiş ve müftülerin devlet tarafından atanması süreci yerel seçimin yerini almıştır. Böylece müftü seçiminin artık azınlık cemaatleri aracılığıyla değil, yetkili devlet makamları tarafından yapılması güvence altına alınmıştır.

Bu karar, Lozan Antlaşması'nı Atina Antlaşması'ndan üstün kabul etmekte, sonuç olarak Atina Antlaşması'nda öngörülen müftü seçim sürecini yürürlükten kaldırmakta ve Yunan anayasal çerçevesine uyumu sağlayan bir atama sistemini getirmektedir.

Bu durum, müftü seçimi konusunu açıkça ortaya koymayan Lozan Antlaşması ile bunu öngörmüş olan Atina Antlaşması'nın uygulanmasında bir karşıtlık yaratmakta ve Yunanistan'ın anayasal ve uluslararası yükümlülükleriyle uyumlu bir yasama uyumuna yol açmaktadır.

Antlaşmaların Halefiyeti İlkesi (Lex Posterior)

1913 Atina Antlaşması'ndan 1923 Lozan Antlaşması'na hukuki geçişin tesadüfi olmadığını vurgulamak önemlidir.

  • Hukuki Argüman: Uluslararası hukuka göre, aynı konuyu aynı taraflar arasında düzenleyen daha sonraki bir antlaşma, öncekinden üstündür (Lex posterior derogat legi priori).
  • Fesih: Lozan Antlaşması'nın 19. maddesi, bu antlaşma ile düzenlenen topraklarla ilgili önceki ikili sözleşmelerin feshedildiğini açıkça belirterek, Lozan çerçevesini Müslüman azınlık için geçerli olan tek çerçeve haline getirmektedir.

Uluslararası hukukun bu ilkesi (Lex Posterior), Lozan Antlaşması'nın daha sonraki ve kapsamlı bir anlaşma olarak, müftü seçimi gibi aynı konularla ilgili tüm önceki anlaşmaları iptal ettiği ve yeniden düzenlediği argümanını güçlendirmektedir.

Müftünün İkili Niteliği: Dini Lider ve Kamu Görevlisi

Danıştay kararını pekiştiren bir unsur da Yunanistan'daki Müftülük makamının diğer Müslüman ülkelerden farklı olan özelliğidir:

  • Yargı Yetkileri (Şeriat): Yunanistan'daki Müftü sadece manevi bir danışman değildir. Aile ve miras hukuku konularında (İslam Hukuku'nun uygulanması) yargı görevlerini yerine getirir.
  • Devletle Bağlantı: Müftü, Yunan devleti tarafından icra edilen ve Yunan vatandaşlarını ilgilendiren kararlar verdiği için Danıştay, müftünün devlet tarafından atanmasının şeffaflık ve yasallığın sağlanması için gerekli olduğuna karar vermiştir. Bir "hakimin" inananlar topluluğu tarafından seçilmesi, yargı bağımsızlığına ilişkin Anayasa'nın 87. maddesiyle çelişecektir.

Atina Antlaşması'ndan Lozan Antlaşması'na geçiş ve Danıştay'ın buna bağlı içtihatları, sadece teknik bir hukuki değişiklik değil, Müftülük kurumunun modern hukuk devletine stratejik bir uyumudur. 1913 Antlaşması, İmparatorluktan Ulus Devlete geçiş döneminin ihtiyaçlarına hizmet ederken; Lozan Antlaşması, Yunan hukuk düzeninin hem dini özgürlüğü hem de anayasal meşruiyeti garanti altına almasına olanak tanıyan geniş koruma çerçevesini sağlamaktadır.