GENEL KURUL'DA "TEŞEKKÜR" SAĞANAĞI VE %16'LIK SIR:
ÖZGÜR FERHAT'IN DOKUNULMAZLIK ZIRHI SİYASİ PAZARLIKLA MI ÖRÜLDÜ?
Özgür Ferhat'ın dokunulmazlık dosyası, 28 Nisan 2026 Salı günü Yunanistan Parlamentosu Genel Kurulu'nda karara bağlandı. 2025 yılında "Adalet önünde hesap vereceğim" diye kürsüleri inleten Ferhat, 2026'da iktidarın ve parlamentonun sağladığı koruma kalkanı altına resmen girdi. Ancak oylama sonuçları ve Genel Kurul salonunda yaşananlar, davanın hukuki bir süreçten ziyade siyasi bir mutabakata dönüştüğü şüphelerini zirveye taşıdı.
MECLİS'TE %16'LIK SESSİZ PROTESTONUN ANLAMI
300 sandalyeli parlamentoda oylamaya yalnızca 254 milletvekili katıldı. Bu durum, toplam mebus sayısının yaklaşık yüzde 16'sına tekabül eden 46 milletvekilinin oylamada yer almadığını gösteriyor.
Parlamento teamüllerinde milletvekillerinin yalnızca hazır bulunma zorunluluğu değil, bizzat orada olamayanların mektup yoluyla oy kullanma hakkı da mevcuttur. Bu kadar yüksek bir devamsızlığın, basit bir tesadüf veya program çakışmasıyla açıklanamayacağı açıktır. Siyasi analistler, özellikle iktidardaki Yeni Demokrasi partisi grubu içerisinde, Özgür Ferhat ile dokunulmazlığın kaldırılmaması yönünde varılan mutabakatın ciddi bir rahatsızlık yarattığını değerlendiriyor. Parti grubunun bir kısmı, bu karara el kaldırarak ortak olmak yerine oylamaya katılmayarak sessiz bir tepki vermeyi tercih etti. Bu, iktidar partisi içinde dahi kararın sorgulandığının en net göstergesidir.
KÜRSÜDE SAVUNMA YOK, TEŞEKKÜR VAR
Genel Kurul'da söz alan Özgür Ferhat'ın sergilediği tutum, bir meydan okuma değil, adeta bir minnet gösterisi şeklindeydi. Ferhat, kendisini dava eden gazeteci Nikos Arvanitis hakkında tek bir savunma cümlesi dahi kurmadı. Buna karşılık, dokunulmazlığının kaldırılmaması yönünde rapor hazırlayan Etik Komisyonu'na ve özellikle iktidar partisi Yeni Demokrasi'ye konuşması boyunca en az on kez tekrar tekrar teşekkür etti.
Bu teşekkür sağanağı, siyasi kulislerde haklı sorular doğurdu: Ferhat siyasi olarak o kadar köşeye sıkıştı ki, tek çıkış yolunu iktidara sığınmakta mı buldu? Nikos Arvanitis karşısında mahkemede savunma yapamayacağını ve bu davaları kaybedeceğini bildiği için mi yargıdan kaçıyor? Bu kadar sık ve yoğun teşekkür, iktidara ve belirli çevrelere verilmiş siyasi taahhütlerin bir karşılığı mı?
BİR YILDA TERSİNE DÖNEN POZİSYON
Ferhat'ın kürsüdeki bu tutumu, aslında bir yıldır yaşanan pozisyon değişikliğinin son perdesiydi. 12 Mart 2025 tarihli Etik Komisyonu tutanaklarına göre Ferhat, "Komisyonun kararı ne olursa olsun, dokunulmazlığımın kaldırılmasını bizzat ben istiyorum. Adalet önünde her şeyi kanıtlayacağız" demişti. Üstelik bu çıkışı yalnızca kendi adına yapmamış, aynı davada kendisiyle birlikte 16 kişinin daha bulunduğunu belirterek onları da bu meydan okumanın parçası haline getirmişti.
Ancak 1 Nisan 2026'ya gelindiğinde, aynı Ferhat bu kez dokunulmazlığının kaldırılmaması için kulis faaliyeti yürüttü. Dün "kaldırın" diyen, bugün "kaldırmayın, koruyun" dedi. Dahası, komisyondan kendi talebiyle çıkan bu koruma kararını tam 24 gün boyunca kamuoyundan gizledi. 2025'te "adalet önünde hesap vereceğim" diye meydan okuyan bir siyasetçinin, 2026'da mahkeme kapısından kaçması ve bu kaçışı seçmeninden saklaması, siyasi güvenilirlik açısından ağır bir tablo ortaya koymaktadır.
Bu pozisyon değişikliğinin zamanlaması tesadüf değildir. Ferhat'ın partisi son anketlerde seçim barajının altında görünmekte, kendisinin ise yeni bir çatı partisine eklemlenme arayışında olduğu konuşulmaktadır. Sürmekte olan bir yargı sürecinin bu siyasi transferi zora sokma ihtimali, dokunulmazlık talebinin ardındaki asıl saik olarak değerlendirilmektedir.
FERHAT KORUNDU, PEKİ YA DİĞERLERİ?
Burada asıl yakıcı soru şudur: Ferhat, 2025'te "biz" diyerek 16 kişiyi bu sürecin parçası haline getirmiş, onları "azınlık temsilcisi" olarak tanımlamıştı. Bu isimler arasında, adında "Türk" ifadesi bulunduğu için Yunanistan tarafından hukuken tanınmayan derneklerin başkanları da yer alıyordu. Ferhat, Yunan hukukunun tanımadığı bu oluşumların temsilcilerini meclis gündemine taşıyarak, farkında olarak veya olmayarak onları da hukuki risk altına soktu.
Şimdi Ferhat dokunulmazlık zırhına kavuşurken, onun "azınlık temsilcisi" ilan ettiği o 16 ismin akıbeti ne olacak? Onların böyle bir kalkanı yok. Ferhat'ın cesareti kendine yetip de onlara yetmezken, ortaya çıkan tablo nettir: Meydan okurken "biz" diyen, geri adım atarken "ben" dedi.
İLK DAVADA SANIK SIFATI DEVAM
Devam eden süreçte Özgür Ferhat, 19 Ekim 2026 tarihinde Trakya Bölge Adliye Mahkemesi’nde (İstinaf) görülecek davada, diğer 16 kişiyle birlikte sanık sandalyesine oturmaya hazırlanıyor.
Aslında şu an hukuki bir kıskacın eşiğinde olan Ferhat'ın, bu yargılama sürecinden herhangi bir mahkumiyet almadan sıyrılabilmek adına çeşitli stratejik manevralar yürüttüğü gözlemleniyor.
Diğer azınlık kurumları ve temsilcileriyle aynı kaderi paylaşmak istemeyen Özgür Ferhat, mahkumiyet almamak adına daha ne gibi adımlar atacağı şimdiden tartışma konusu olmuş durumda.
Dokunulmazlığının kaldırılmaması yönünde Etik Kurul'da yaptığı çağrıdan ve akabinde genel kurulda siyasi yelpazenin her bir kesimine teşekkür ve minnettarlık ifadeleri dizdirdiği konuşmasından da anlaşıldığı üzere, görünen o ki Ferhat, yargı sürecinde kendisini diğer azınlık mensuplarından tamamen ayrıştırarak bireysel bir kurtuluş yolu çizmek üzere harekete geçmiş bulunuyor.
MEDYA ANLATILARINDAKİ EKSİK PARÇA
Yunan ulusal basını ve bölgesel medya, bu oylamayı büyük ölçüde kısa bir haber olarak geçiştirdi. İktidar partisine yakınlığıyla bilinen bu yayın organlarının, Başbakan Miçotakis'in oyunu sorgulamamak ve kararın perde arkasını kurcalamamak yönünde bir refleksle hareket ettiği söylenebilir.
Batı Trakya'da Türkçe yayın yapan bazı basın organları ise konuyu farklı bir vurguyla ele aldı. Bu yayınlar, Başbakan'ın "hayır" oyunu özellikle öne çıkararak azınlık kamuoyuna yönelik bir anlatı inşa etti. Ne var ki bu anlatı, Ferhat'ın 2025'te dokunulmazlığının kaldırılmasını bizzat talep ettiği, 2026'da ise tam aksi yönde koruma istediği gerçeğini büyük ölçüde gizledi. Okuyucuya, "Meclis bir vekili korudu" gibi eksik bir çerçeve sunuldu; Ferhat'ın kendi rolü ve pozisyon değişikliği görünmez kılındı.
Oysa Başbakan Miçotakis'in bu oyu, münferit bir tercih olarak okunamaz. Miçotakis, geçtiğimiz milletvekili seçimleri döneminde, Türkiye'nin Trakya'daki seçmen davranışını manipüle ettiği yönünde açıklamalarda bulunmuş, Ferhat'ın da o seçimlerde Siriza listesinden aday olduğuna dikkat çekmiş bir siyasetçidir.
Başbakan'ın oyu, Ferhat'ı yargı önüne çıkarmak yerine parlamenter himaye altında tutarak siyasi hareket alanını sınırlama stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ferhat'ın kürsüden yükselen teşekkürleri, bu stratejinin sonuç ürettiğinin istem dışı bir göstergesidir. Ne var ki gerek Yunan basınının sessizliği gerekse Türkçe basının eksik anlatısı, bu stratejik boyutun anlaşılmasını ve tartışılmasını engellemektedir.
SONUÇ
Bu tablo, Özgür Ferhat'ın siyasi pozisyonundaki sert kırılmayı belgelemektedir. 2025'te mahkeme önünde hesap vermeyi taahhüt eden bir siyasetçi, 2026'da iktidar desteğiyle kendine parlamenter bir zırh örmüştür. Aynı davada adı geçen diğer isimleri savunmasız bırakarak onlardan tamamen farklı bir yola sapmıştır. Ferhat artık birlikte yola çıktıklarının yanında değil, kendisine kalkan olan iktidarın minnettar bir muhatabı olarak konumlanmaktadır.
Haklı olduğuna inanan bir siyasetçi, 24 gün boyunca maksatlı bir sessizliğe gömülmez. Haklı olan, mahkemeye çıkar, delillerini sunar ve hasmını susturur. Ferhat ise tam tersini yaptı: Dokunulmazlık arkasına saklandı, gerçeği halktan gizledi ve birlikte yola çıktıklarını yalnız bıraktı.
Oylamanın hemen ertesinde sosyal medya hesabından Atina Akropol manzarası paylaşan bir vekil. "Yorucu ama bir o kadar da güzel bir günün mükafatı bu eşsiz manzara" notuyla, dokunulmazlık zırhına kavuşmanın hafifliği içinde...
Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nda dediği gibi:
"Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye'de. ... Yolun sonu görünüyor; hoş bir sedâ mı bırakacak Bu gök kubbede?"
Ne var ki Özgür Ferhat'ın Atina'da Akropolis sabahı, Süleymaniye'deki o mehabetli (ihtişamlı) sabahtan çok uzakta.
Yassıköy'den Yunan Parlamentosu'na uzanan yolun sonunda, Rodop'ta "inadına kırmızı" şiarının oyları ile seçilerek gündem güne distopik bir evrenin milletvekili olan ve bununla da övünen, kibrli bir siyasetçinin portresi duruyor karşımızda.
Ancak mesele milletvekili seçilmek değil; mesele, milletin vekili, azınlığın vekili olabilmek. Biz kimseye milletvekili seçilemezsin demedik. Biz, kendine dokunulmazlık zırhı örerken yanındakileri mahkeme kapısında savunmasız bırakan birinin, azınlığın vekili olamayacağını söylüyoruz.
Yolun sonu görünüyor; hoş bir seda mı bırakacak bu gök kubbede?
