Yunan-Türk İlişkilerinde “Pozitif Gündem”in Faydaları: Abdullah Gül’ün Görüşleri
Yunan-Türk ilişkilerinde “pozitif gündem”in faydalarını anlamak için diplomasi uzmanı olmaya gerek yok. Belirli alanlarda ortaya çıkan ölçülebilir verilerin ötesinde, en önemli şey toplumdaki olumlu havadır – ki bu havanın inşası tutarlılık, süreklilik ve zaman gerektirirken bir gecede çökebilir – ve iki ülke arasındaki zorlukların çözümüne yönelik herhangi bir çabanın başarı şansı bulması için gerekli zemini oluşturur.
Türkiye’nin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçtiğimiz günlerdeki Delphi Ekonomik Forumu sırasında yaptığımız bir sohbette ve ayrıca özel olarak pozitif gündemin önemini vurguladı. Yedi yıllık cumhurbaşkanlığı döneminden (2007-2014) önce başbakanlık ve dışişleri bakanlığı da yapmış, Yunan-Türk ilişkilerini derinlemesine bilen biri olarak Gül, bulunduğu tüm görevlerde Yunanistan’la pozitif bir gündemi tutarlı bir şekilde desteklediğini vurguladı ve “işte tam da şu an pozitif bir gündeme ihtiyacımız olan bir an” dedi.
Yunanistan ve Türkiye’nin komşu olduğunu ve gelecekte de öyle kalacağını belirttikten sonra, “sorun yaratmak yerine, mevcut sorunları çözmek iyidir. Şu anda liderlerimiz birbirini tanıyor, sık sık görüşüyor, çerçeve iyi. Elbette sorunlar var, ama kendini karşı tarafın yerine koymak yardımcı oluyor” dedi.
Bu noktada geçmişte yaşanan ilginç bir olayı açıkladı. Yıl 2006’ydı ve Yunanistan Ulusal Bankası, Türk Finansbank’ı (bugünkü QNB) satın almak üzereydi; bankanın başındaki isim kendisini ziyaret ederek, hem siyasi açıdan (Yunan tarafında da tereddüt vardı) hem de Türk mevduat sahiplerinin toplu para çekme korkusuyla, önemli bir Türk bankasını Yunanlara satmanın doğru olup olmayacağını sordu.
Dönemin Dışişleri Bakanı olarak Gül, tek kriterin fiyat olması gerektiği yanıtını verdi. Bunun dışında, mülkiyet Yunanların eline geçerse ne şimdi ne de gelecekte bir sorun olacağını söyledi. Fiyat iyiydi ve satın alma gerçekleşti. Türk mevduat sahiplerinden gerçekten de hiçbir olumsuz tepki gelmediği kısa sürede anlaşıldı. Hatta anlaşmanın kabul oranının %90’ı aştığı anketlerle görülürken, Yunanistan için de çok olumlu bir iklim oluştu.
Finansbank vakası, hem elitler de dahil birçok kişideki yoğun kuşkuyu, hem de daha geniş toplumun – bu özel örnekte Türk toplumunun – olumlu tepkisini ve nakit çekme olmaması anlamında eyleme dökülen bu tavrın, bazen toplumun pek çok kişinin sandığından daha olgun olduğunu göstermesi bakımından çarpıcıdır. Büyük sorunlarımız kolayca çözülmeyecek. Ancak küçük adımlar, çoğu kişinin düşündüğü kadar küçük değildir; zira bu adımlar, büyük ve zor sorunların hassas yönetimi için gerekli toplumsal desteğin inşasının temelini oluşturur.
